23 Ekim 2024 Çarşamba

Türk'e Kefen Biçenin Ölümü


Vurmak, vurulmak, vuruşmak da iş değil

Hem terörü alkışla hem şehidi yere göm

Din iman hikaye vicdan ise hiç değil

Hem teröristi akla hem kürsülerde sakla

Hem de bu milletin başının üstünde dön


Leş kargası şereflidir sizin gibi alçaktan

Namussuz bile bilir başına geleceği

Siz şirazeden çıkmış, geme basmış at gibi

Siz yarasına tuz basılmış bir surat gibi

Siz ölümü bekleyin, ekşisin suratınız

Siz ölümü bekleyin, çünkü yok muradınız


Önünüze eğilen çanaklardan içtiniz

Aklınız eremedi, yanlış düşman seçtiniz 

Bize yağılık edecek ne bilek ne yürek var

Bir iki tevazunun arkasını boş sanıp

Oysa yüreğiniz yemez, bilir içimizdekini

Aklınıza yenilip kendinizden geçtiniz

Ulan it enikleri yanlış düşman seçtiniz


Şimdi ölüm beğenin, ölümlerin içinde

Sizi toprak da almaz, yakalım ruhunuzu

Bence, önce kıralım bütün kemiklerini

Memleketin itlerine pay edelim güzelce

Hem köpekler aç kalmasın hem işimiz görülsün

Bu piçlerin de defteri böylelikle dürülsün

Ya da çarmıha gerelim ne bilgeymiş yahudi

Çivileyelim, açlıktan susuzluktan kırılsın

Canlıyken hâlâ bedeni, kuşlar etini yesin

Istırabına mukabil biz de hayır edelim

Fakirin, gurebanın yüzü de biraz gülsün

18 Ekim 2024 Cuma

Ama Ben de Varım


Sıkıldın mı?

Bunaldın mı kendinden?

İçinde olduğun bedenden yoruldun mu?

Bir de etrafındakilere sor. 

Bakalım onlar da yorulmuşlar mı oldukları kişi olmaktan. 

Yalnızca sen ya da ben yorulmuş olamayız her kim isek o olmaktan.

Muhakkak başkaları da vardır. 

Muhakkak başkaları da vardır.

Muhakkak başkaları, davardır.

Evet.

Başkaları davardır.

Yani bir düşünsene yolda yürürken karşı kaldırımdan yürüyen ve mal mal sana bakan bir davar görmedin mi hiç?

O kişi kimdi?

Başkasıydı işte.

Evet o bir davar.

Hatta bazıları devedir, bazıları at.

Her ne kadar binek olarak kullanılmasa da çoğusu davardır ve üzerine başkaları biner.

Ama çoğusu da vardır.

Varlar ve fikirleri de var.

Varlar ve kendi değer yargıları da var.


Hiç kimsenin fikrini duymak istemiyorum ben .

Zira kendi fikirlerim bana fazla bile geliyor.

Bir fikir daha kaldıramam.

Kimsiniz lan siz bana fikir verecek?

Amına koyduğumun davarları.

Ben kendi kararlarımı kendim verebilecek kudrete sahibim.

Başkalarının benim hakkımda verdiği kararların kölesi değil.

Bizatihi kendi doğrularımın efendisiyim.

Kimsiniz oğlum siz bana öğüt verecek.

Kimsiniz oğlum bana değer yargıları dayatacak.

Ben sizden değilim.

Benim kendi doğrularım kendi yanlışlarım var.

Eğer bir değer yargısına ihtiyacım varsa bunu köhne yargılarınızda bulamam.

Kendim düşünürüm, kendim karar veririm.

Kendim uygularım.

Çünkü ben varım.

Ama işin kötüsü siz de varsınız.

Lakin ben var olduğunun farkında biriyken.

Siz davarsınız.

Hiçbir şeyin üzerine düşünmeden, tartmadan olduğu gibi kabul eden bir sürüden ibaretsiniz.

Oysa ben her şeyi sorguluyor, sorguluyorum.

Sonra aklıma yatanı tutup kalanı atıyorum.

O attıklarımın hepsi sizin kabulünüz.

Yapacak bir şey yok varsınız işte.

Ama ben de varım.


15 Ekim 2024 Salı

Erzurum'un Delileri 2

Ailesi tarafından eline tutuşturulan sakız, çakmak yahut çakmak gazı gibi malzemelerle bütün Erzurum'u dolaşan ve elindeki sakızlarla yanaştığı insanlara sakız almalarını salık veren pazarlama dahisi bir delimiz daha var: Deli Memmet. Kendisinden sakız almayı reddeden insanların dini-milli ya da diğer insani duygularıyla oynayarak satış yapmak çerçevesinde gelişmiş, tam bir gerilla pazarlama örneği olan satış stratejisinin işleyişi şu şekilde: Delimiz satmak istediği ürünler elinde olduğu halde avına kararlılıkla yaklaşır. Ardından elinde satmak için hazır bulundurduğu ürünü avına uzatarak satın almasını söyler. Eğer bahse konu av bu satın alım işlemini gerçekleştirmezse delimizin gizli silahı ortaya çıkar ve delimiz kendisinden ürün almayı reddeden kız babasını ''Almazsan kızına küfüy edeyim.'' diyerek ikna eder. Genelde ediyordur ama kızını aşırı seven ve kendisine satış yapmak isteyen kişinin bir deli olduğunu anlayamayan babalara denk gelince dayak yemişliği de çoktur Mehmet'in. Ayrıca muhafazakâr avlarını ''Almazsan Allah'a söveyem.'' demek marifetiyle elindeki ürünü satın almaya mecbur bırakan pazarlama uzmanı delimiz, satış yaptığı bölgenin dini ve milli hassasiyetlerine yönelik pazarlama stratejisiyle Coca-Cola'nın ramazanlarda yaptığı aile meclisi reklamlarına taş çıkarır niteliktedir. Bir de ''tam para'' fetişi olan bu mümtaz delimizin elinde elli kuruş varsa o elli kuruşu bir TL'ye tamamlaması gerekir ve yarım paralardan nefret eder. 

    Bir gün akşamüzeri kahvehanede otururken bu deli girdi içeri ve geçip bir masaya kuruldu. Masaya oturunca bir çay istedi ve çıkınını masanın üzerine açtı. Bu çıkın onun cüzdanıydı ve o günkü hasılatı saymaya çalışıyordu. Önce kağıt paraları saydı, ardından demir liraları saymaya başladı. Demir birliklerden sonra yirmi beş ve elli kuruşları  kuruşları bir liraya tamamlayarak saymaya devam etti. Bütün demir paraları tamladıktan sonra elinde bir tane elli kuruşluk kaldı ve bu artan yarım lira ile sağına soluna bakmaya başladı. Hemen yan masasındaki adamın yanına gidip avucundaki elli kuruşu adama göstererek acizlenen bir dille ''Bene elli kuyuş vey.'' dedi. Adam elini cebine attı ve dilenci sandığı bu deliye cebindeki bütün bozukları verdi. Bu bozukların içinde bir liralar elli kuruşlar ve yirmi beş kuruşlar vardı. Memmet parayı veren adamın önünde dikilir halde beklerken avucunun içindeki paraları tamam etmeye çalıştı fakat bütün paraları tam ettiğinde elinde fazladan yirmi beş kuruş kaldı. Önce artan yirmi beş kuruşa baktı sonra parayı ona veren adama dönüp ''Yani ki eylik ettin he, anan amına goyim.'' dedi.

    Deli Kadir: Bu deli daha önce anlattığım delilerin en tehlikelisi olabilir. Yine de cana bir zarar vermez ancak malınıza ziyanı dokunabilir. Siz kahvehanede oturmuş yeni gelen çayınızdan daha bir yudum almadan ve yeni açtığınız sigara paketini masanın üzerine çıkarmışken gelip, önünüzde duran ve dumanı üstünde çayı masadan alıp bir dikişte içebilir. Ardından masanızın üzerinde duran sigaranızı göstererek ''Hele bi tene cigara veeeerrrr!'' diye bağırabilir. Bu yüksek oktavlı ses karşısında ona itaat etmek isteyebilir ve sigarayı verirsem buradan savuşup gider diye düşünebilirsiniz. Ancak sigarayı verdikten sonra '' Bide bi yaaaahhhhğğğğ!'' diye haykırır. Eğer kulağınızın dibinde böyle bağırılmasına alışkın değilseniz Deli Kadir geldiğinde sigaranızı cebinize koyup çayınızı elinize alabilirsiniz.


    Deli Nazif: Eskiden Erzurum'un hızlılarından olduğunu işittiğim Nazif, adı gibi naif ve zararsız bir deli. Konuşmalarının sonuna ''He mi? He. He vallah.'' gibi şeyler eklemeden bitiremiyor cümlelerini ve sürekli bir yerlere gideceğinden bahsediyor. Bir gün İstanbul'a gideceğini bir başka gün ise Almanya'ya gideceğini söylüyor. Ya da İstanbul'dan gelecek birinin ona yardım edeceğinden dem vuruyor. Eskiden hızlı olduğunu söylediğim Nazif memleketin en şık kıyafetlerini giyip öyle geziniyormuş ortalıkta ve o zamanlar henüz aklı yerindeymiş. Tam olarak neden aklını yitirdiğini bilemiyorum fakat aile üyelerinden kayıplar yaşamış ve buna katlanamamış gibi şeyler işitmiştim. Peki şimdi nasıl giyiniyor dersiniz Şık Nazif Efendi? Kim ne verse onu giyiyor. Hiç aldırmıyor giyimine kuşamına. Onu pembe bir kız çocuğu montuyla dolaşırken de görebilirsiniz, bir takım elbiseyle de ve fakat spor ayakkabılar yahut terlik giymiş olabilir ayağına. Kendisinden bahsederken ''İstanbul'dan doktor gelsin Nazif'i ameliyat etsin.'' diye bahseden Üçüncü Tekil Nazif nevi şahsına münhasır konuşmasıyla da ilgi çekici delilerimiz arasında yer alıyor.

...






6 Ekim 2024 Pazar

Hükümet'in Kadın Ajanları

Genç adam elleri ceplerinde dalgın dalgın dolanıyordu. Rüzgar, artık iyice seyrelmiş olan  güçsüz saçlarını yalayıp diğer tarafa yatırıyordu. Saçlarının rüzgara dayanak olmadığı ve de saçlarına dokunulmasını sevmediği için kapüşonunu rüzgarın şefkatine inat kafasına geçirdi. Derken birden telefonu tatlı tatlı çaldı sandı fakat telefonu çalmıyordu. Bacaklarındaki kıllar pantolonunun cebindeki telefonun ağırlığıyla eziliyor ancak saç tellerinin aksine güçlü oldukları için titreşim havası veriyordu yürürken. Zil sesi ise gaipten geliyordu. Yürümeye devam etti genç adam ve bulanık havanın yağabileceğinden endişe ederek evine gitti. Eve vardığında üstünü başını çıkarıp pijamalarını giydikten sonra telefonunu eline aldığında iki bildirim gördü ekranında. Bildirimler, içerisinde evlilik düşünen, düşünmeyen, düşüneyazan, düşünümtırak vaziyetlerde olan ve içlerinde düşkün, düşsüz ve de işsiz güçsüz bir takım kimselerin birbirleriyle eşleştiği bir uygulamadan geliyordu. 

    Bu bildirimlerin dediğine göre kendisinden hoşlanan bir kadın onunla tanışmak istediğini belirtiyor, konuşmak istiyordu. Genç adam hemen kadının profiline girdi ve üç-beş resmine bakınca aşık oldu ona. Kadının fotoğraflarıyla aşk yaşamaya başlayan genç adam heyecanlandı ve kalbi yerinden çıkacakmış gibi dövünce göğüs kafesinin surlarını, kadına cevap yazmak istedi. Kendini tanıtıp bu duruma olumlu baktığını belirten bir mesaj gönderdi. Ardından muhabbetleri şerbetlenen ikili zaman zaman aşık olup çoşarken zaman zaman ise maşuk olmanın verdiği hüznü paylaştılar. Aradan bir ay geçmemişti ki genç adam kadının yanına varmayı ve onu görmeyi dilediğini belirtti. 

    Genç adamın bu tutumu kadını sevindirmiş göründü. Fakat aynı zamanda gerdiği de bir gerçekti. Bu gerginliği sevgilisine de bulaştıran kadına genç adamın cevabı şöyleydi; 

Sen gülün goncasısın
    niye böyle gerildin
Göklerden indirildin
    yüreğime verildin
Değil maksadım germek
    seni kendime almak
Çünkü sen seçtin beni
    her anıma serildin

Benim gibi herkesler
    bir tanrının kuludur
Senin gibi bir-çoklar
    fukaranın puludur
Bırak da ben olayım
    yüreğindeki sızı
Öğrenelim birlikte
    hangi filmin sonudur

Bunu duymak kadını rahatlatmış göründü ve bu genç adamla anılmaktan mutluluk duyduğunu hissetti birden. Kadın huzur bulunca genç adamın da güveni tazelendi ve kesin bir kararla bir gün belirlediler. O gün de genç adam yola çıkacak ve memleketin diğer ucuna, aşığının yanına gidecekti.

    Gün geldi çattı ve genç adam yola çıktı. Yolu yarıladığında kadının gerginliği nüksetmiş genç adamla tartışmaya başlamıştı ve fakat dönülmez akşamın ufkunda olan genç adam yangına körükle gitmemek gerektiğini bilmiyor haliyle de kadının üstüne gidiyordu. Kadın alttan almayı bilmeyen genç adamı üstten alıyor ve sık sık vazgeçtiğini yineliyordu. Genç adam bunun sebebini anlayamıyor, anlayamadıkça sinirleniyor ve seyehat ettiği otobüsün yolcularına aldırmadan kadına bağırıp çağırıyordu. Nihayet bir ayrılık konuşması yapıldı ve aşıklar zaten kesişmeyen yollarını yıkıp zaten yüzmeyen gemilerini yaktılar.

    Aradan biraz zaman geçti ve yolculuğuna bir molayla ara veren genç adam kara kara gideceği memleketi düşünüyor halde buldu kendini. En azından gider gezerim diye geçirdi içinden. Tam bu sırada bacağı titredi ve telefonunun zil sesini duydu. Fakat bu sefer ses gaipten gelmiyordu. Arayan kişi eski sevgilimtırağı kadındı. Konuşmak istiyor ve fevri davrandığı için özür diliyordu. Yoluna devam etmesini çünkü buluşacaklarını ve mutlu olacaklarını söylüyordu. Genç adam bu durumu anlamamıştı zaten. Olayın sıcaklığıyla ayrıldıklarına üzülememişti bile, ama barış ilan edilmiş olmasına sevinmişti. Bu şevkle yoluna devam etti genç adam ve kadınla otogarda karşılaşacağı anın merakıyla uykuya daldı. Gözünü açtığında tepesinde dikilen muavinin onu uyandırımaya çalıştığını ve muavinin arkasındaki camdan sisli tepelerin geçtiğini gördü. On beş dakika sonra otogara gelmişlerdi. Otobüsten indi ve muavine bavulunun yerini gösterip telefona sarıldı. Sevgilisini görmeyi umuyordu ama onu böyle uyku sersemi bir halde görmeyi ummamıştı elbette. Kadını aradı fakat telefonu çalıyor olmasına rağmen açılmıyordu. Bir terslik olabilir diye düşündü. Sonra kadını tekrar ve tekrar aradı. Kadın telefona cevap vermiyordu ve genç adam da otobüsten baya uzaklaşmıştı. 

    Otobüse dönüp baktığında otobüsün hareket ediyor olduğunu görünce, kulağında telefon olduğu halde otobüse doğru seğirtti. Otobüs gidiyordu ve yakalayamayacağı kesindi. Ancak o an tek başına duran bavulunu gördü. Bavulunun başında saatlerce bekledi, kadın gelmemişti ve telefonlarına da bakmıyordu. Otogardaki banklardan birine oturup otogarın uğultusunu dinlerken kadını tekrar aradı fakat bu sefer de aradığınız numaraya ulaşılamıyor diyordu. Kadının başına bir iş gelmesinden korkuyordu ancak öte yandan kadının onu aldatmış olabileceği de geliyordu aklına. Kadının başına bir iş gelmiş olmasını onu aldatmış olmasına yeğliyordu. Bu sırada mesajlaşmalarını kontrol etmeye başlayan genç adam kadının ona daha önce bahsettiği kafeye gitmeye karar verdi. Otogardan bindiği taksiye adresi söyledi ve oraya doğru yola çıktı. Bu yolculuk arabanın içindeki havanın sıcaklığı ve şoförün boktan muhabbetiyle iyice ısınıyordu fakat genç adam olanlar aklına geldikçe soğuk terler döküyor, döküyordu. 

    Bu esnada taksici, genç adama gitmek istediği mekana neden gitmek istediğini sordu. Genç adam ''Bir arkadaşımla randevulaştık, o yüzden gidiyorum.'' diye cevap verdi. Taksici ise ''Otogardan aldığım çoğu erkek o mekanda arkadaşıyla buluşmaya gidiyor.'' dedi. Zaten işkillenen genç adam iyice kötü olduğu için ''Abi vazgeçtim ben oraya gitmeyelim, sen en iyisi beni otogara geri bırak.'' dedi. Taksici hiç ikiletmeden kavşaktan dönüp otogara doğru yol almaya başladı. Kendisinin bir halt yediğini sanan taksici utancından konuşmaya devam etmedi. Genç adamı otogara bıraktı ve sırasını beklemek üzere arabasını durağa çekti. Genç adam ise elinde koca bir hiç olduğu halde memleketine dönüş biletini alıp uzakları seyrede seyrede evine döndü. 

    Bu sırada kadın başka erkeklerle eşleşmeye devam ediyordu elbette. Tuzağına düşürdüğü erkekleri seyehatlere çıkarıp seyehat acentelerini, yolda yiyip içtikleri ile otogarlarda ve dinlenme tesislerinde satış yapan esnafı, genç erkeklerin gittikleri şehirlerdeki kafeleri-restorantları zenginleştiriyor bu sayede evinde kös kös oturan genç erkeklerin harcamak için bir yer bulamadıkları paralarını harcamalarını sağlıyordu. Bu kadın sıradan bir kadın değildi. Bu kadın hükümetin kadın ajanlarından biriydi ve ona verilen parola ''Alın verin, ekonomiye can verin.'' idi. Hükümetin iç turizm ajanlarından olan bu kadın genç adama gerçekten tutulmuştu ama kutsal vazifesi yüzünden aşkını kalbine gömüp vatanına hizmet etmeye devam edecekti.

Eren İlber

  Gelen geçti konan göçtü uçmağa vardı erenler Boş dimağa güller diken, gençliğe yardı erenler Yetişirken onu gördük aklı selim çok yol duyd...