1 Ağustos 2024 Perşembe

Kurban Olurum

    Ben çocukken, yazları ailecek köye giderdik ve köyde geçirdiğim zamanlardan birkaçı kurban bayramına denk gelmişti. Bu denk gelişlerle birlikte köy hayatında kurban bayramının yerine dair bir iki gözlemim oldu. Mesela, köyde herkes kurbanını kendi kapısının önünde, iyice bileğilenmiş ekmek bıçaklarıyla kesiyordu ve hayvanın vücudundaki kasılmalar bitmeden, ilk kuşbaşı haşlanmak üzere kazana girmiş oluyordu. Mesela, iyi sıyrılamamış kemikleri dişlemekten perişan oluyordu köpekler. Mesela, köyün içinde atının terkisine bağladığı öküz kafasını gezdiren ''Korkunç Mecit'' bizim kapının önüne gelip benim de kafamı keseceğini ve atının terkisinde dolaştırcağını söylüyordu. Sonra da bizim kurbanın kafasını atının terkisine bağlayıp gidiyordu. Meğer hayvanın yüzündeki etleri sıyırıp almakmış niyeti. Tabii bunu sonradan öğrendim ama bu tehdit, çocukluğum boyunca kafamı kesebilecek birinin olduğunu bilerek yaşamama neden oldu. 

    Bundan başka kurbanla ilgli şöyle bir anım var; Yıl 2004, yer Irak, oyuncular ABD'li bir gazeteci ve iki Iraklı. ABD vatandaşının elleri arkadan bağlı ve gözlerini de bez ile kapatmışlar. İki Iraklıdan birinin elinde bir ekmek bıçağı var ve gazeteciyi tıpkı kurbanlık bir hayvan gibi yere yatırmışlar. İki Iraklı birden tekbirler getiriyor ve kurban bayramında kurbanı kesmeden önce söylenen Arapça sözleri tekrarlıyorlar(allahu ekber, allahu ekber, la ilahe illah vs.). Ben bu görüntüleri, eve aldığımız VCD'nin içinde unutulmuş olan bir CD'den izlemekteyim. Ve nihayet Iraklı oyuncular ABD'li gazeteci rolündeki adamı savaş tanrısı Al-Quam'a kurban ediyorlar. Yardım çığlıklarına aldıran olmadığı gibi, boynuna inen ekmek bıçağıyla doğranan gazeteci, kalbinin pompaladığı son kanlar toprağı ıslatırken Iraklıların ellerinde kafası olduğu halde, tekbirler eşliğinde sırıtıyor. Sonrasını izleyemedim zaten. Çünkü kurban ettiklerini anladığım adamı birazdan pişirip yiyeceklerini düşündüm. 

    Nitekim çok geçmeden aşağı-yukarı bu olaydan yedi yıl sonra, Suriye iç savaşı patlak verdi. Bu savaş yaşanırken şöyle bir haber duydum; öldürdüğü Suriye askerinin ciğerini söken ÖSO militanı, elinde tuttuğu ciğeri çiğ çiğ yedi. Bunu duyunca hiç şaşırmadım. Aslında önceden yamyamlıkla ilgili bir iki şey duymuş, birkaç belgesel izlemiştim ama artık Iraklıların kestikleri kurbandan sonra, videonun devamında ölen gazeteciyi kesin yedikleri konusunda kendi içimde bir karara varmıştım. Bu sebeple yukarıda bahsettiğim ÖSO militanı yamyam, benim canımı sıkmamış ve bu türlü kişilerin güneyimizdeki sınır komşularımız olduğuyla ilgili inancımı kuvvetlendirmişti. İçimden ''amk arapları'' diye söylenmekten başka yapacağım bir şey de yoktu açıkçası.

    Arapların yamyamlığının onlara Afrikalı yamyam kabilelerden bulaştığını düşünüyordum ki bu sefer de 2017 yılında tanıştığım bir Afgan mültecinin, bana izletmek istediği fakat benim izlemeyi reddettiğim video çıktı karşıma. Bu karşılaşmada bana izletilmek istenen videoyu izlemeyi her ne kadar reddetsem de bu videoyu izlemek isteyen arkadaşımın bana anlattığına göre videoda geçen olay şu; bir Afgan genç(20 yaşında) kız kaçırmış. Fakat bu olay Taliban'ın hüküm sürdüğü bir bölgede gerçekleşmiş, yani Taliban yönetimi bu kız kaçırma olayında yetkili otorite. Bu bahse konu otoritenin kız kaçırma işlemi için verdiği ceza, kendileri şeriat ile yönetildiği için olsa gerek, ölüm. Fakat bunu uygulayış şekilleri, arkadaşımın anlattığına göre şöyle; kız kaçırmış olan yirmi yaşındaki çocuğu dört taliban üyesi tutmaktadır. Bunların ikisi çocuğun  bacaklarını diğer ikisi de kollarını tutmakta ve beşinci kişi ise elinde tuttuğu ekmek bıçağıyla çocuğun göğsünü yarıp henüz çocuk canlıyken göğsünden söktüğü ciğerini karşısında yemektedir. Bu video bana anlatıldığında tüylerim diken diken oldu, çünkü hayal bile etmeye korktum. Fakat bu insanlar böyle işler yapıyorlar maalesef. Bu sefer de içimden geçen küfür ''amk Farsları'' olmuştu.

    Kurban meselesini en dar haliyle ele almak gerekirse; islami usüllere uygun olarak yahut olmayarak kesilen kurbanlar adak diye tanrılara sunuluyorken birilerinin bu uygulamanın yanlışlığını farkedip ''eğer tanrıyı mutlu etmek istiyorsan bu etlerden yoksul insanların yararlanmasını sağla.'' fikrini ortaya atmasıyla, zayi olan et sorunu çözülmüş ve artık herkes dilediği kadar protein tüketir olmuş. İnşallah olmuştur. Oysa kestiği kurbanın eser miktarını dağıtan insanların, aslında o yıl boyunca yemesi gereken etin onda birini bile yiyemiyor olması durumuyla karşı karşıyayız, o da  kurban kesebilirlerse. Neyse ki artık kimse et yiyemiyor da böyle sorunlarımız yok. ABD'de et alerjisine sebep olan bir kene türemiş zaten. Keşke müslüman memleketlere de gelse de et sorununu yerli köklü çözsek. Bu arada, islam peygamberin amcasını savaş alanında bir mızrak marifetiyle öldürüp ciğerini de yine kendisi gibi tövbe edip müslüman olan sahabelerden, Hind isimli kadına götüren Vahşi ve kadının o ciğeri çiğ çiğ yemesiyle ünlenen bu hikayede olduğu gibi, müslüman yahut putperest farketmeksizin yamyamlık edecek kimseler; genel itibariyle cahillikten gözleri dönmüş ve fizik kanunlarına göre, yanına yaklaşan diğer nesneleri de içine çeken kara delikler gibi, cehaleti yaymak ve yanına yaklaşanı cehalete boğmakla yaşamına devam eden şekilsizlerden oluşuyor.

    Tarihin her devrinde var olan bu şekilsizlerden mümkünse uzak durun. İşbu şekilsizler, her an her yerde karşınıza çıkabilirler. Mesela yolda yürürken onlara rastlayabiliriz. Yanınızdan yörenizden geçiyor olabilirler ve yarın bir gün içlerinden bir şekilsiz, sizleri tehlikeye sokabilecek hareketlerde bulunabilir. ''Bakın bunlar şeytana tapıyor, bunlar sataniz, atayız.'' falan diye ortalığı ayağa kaldıranların, kendi tanrılarına kurban olmak istemelerinden başka, yanlarındaki insanları da kendi tanrılarına kurban etmek istemeleri gibi bir sorunumuz var. Bu sorunun çözümü ise, bu türlü zararlı kişi ve de zümreleri, kurum yahut kisveleri, tekke ve zaviyeleri kapatmak, ayrıca irtica faaliyetlerinin önüne geçmekten başka irticamtrak düşünceleri bile ezip yok etmektir. Eğer böyle yaparsak hem bize huzur içinde yaşayabileceğimiz bir memleket bırakan atalarımızın ruhları şad olur hem de sınırımızın dibinde birbirini yiyen yamyamlar varken ülkemizde böyle şeyler olmuyor olmasını devam ettirmiş oluruz. Aksi takdirde bizim memleketimizde de yamyam kimseler peyda olur ve mazallah bizi yemeye kalkarlar ve bilmeden ve istemeden ve kendi rızamız dışında, ne idüğü belirli yahut belirsiz yamyamların tanrılarına kurban olmuş buluruz kendimizi.(#ÜlkemdeYamyamİstemiyorum)

    Sözün özü şudur; kendi milli menfaatleri için bu topraklara kurban olan atalarımız yerine, şahsi menfaatleri için milletimizi kurban etmek isteyen kötü idarecilere baş kaldırıp, bu us dışı gidişe bir son vermeliyiz. Bu sebeple, eğer kendimize çeki-düzen vermezsek binlerce yıl millet olarak kalmış ve bin türlü uğraşlar sonucunda kendine yurt edinmiş olan Türkler, tarih sahnesinde marjinal bir grup olarak anılmaya başlanacaktır. Bunun önüne geçmek için Namık Kemal'in ''Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini, yoğimiş kurtaracak baht-ı kara maderini.'' sözlerine karşılık olarak Atatürk tarafından söylenmiş olan ''Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini, bulunur kurtaracak bahtı kara maderini.'' sözlerini hatırlamalı ve vatanın vatan olmasını sağlayan milletin kara bahtını, döndürmeli hep birlikte. Bu uğurda gerekirse kurban olmalı. Bu yüzden bu yazının adı ''Kurban Olurum''. Kurban olurum ama itin köpeğin yüzünden değil, milletimin varlığı adına bile isteye kurban olurum.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Eren İlber

  Gelen geçti konan göçtü uçmağa vardı erenler Boş dimağa güller diken, gençliğe yardı erenler Yetişirken onu gördük aklı selim çok yol duyd...