20 Ağustos 2025 Çarşamba

Bahar Gelsin

Söğüt gölgesinden çıkıp çınarca açmalı
Kök salmalı toprağa yurda neşe saçmalı
Meyvesinden beslensin yalçın dağın keçisi
Çıplak dağı terkedip ormanlara kaçmalı

Herkes gibi olmasın herkes, kendini bilsin
Kendini tanımayan, kimse kendini silsin
Fakat bizden sorulur bilinmezin hesabı
O halde yüce tanrı Türkü aydınlık kılsın

Tarihten şevk alarak yurdu ihya ederken

En yüksek ilimlere hem aşk ile giderken
Önünü tıkayanı çözmelisin usülce
Arkamızdan koşturan sonu gelmez kederken

Öyle çok birikti ki içimizde düşmanlar
Hem bize kıyıyorlar hem de bizden pişmanlar
Kurtulmanın tek yolu sollamaktır onları
Yalnızca bize değil bilmeye de düşmanlar

Bilgi çağı denilen en bilgili bu çağda
En bilginimiz bile çoban değil bu dağda
O halde aramızı kapatmalı devranla
Devranı döndürelim çiçeklenip bu bağda

Bu bağ bizim anamız, atamızdan yadigar
Öyle bereketli ki şühedadandır zahar
Veyselce yüzün yırtsan fışkırıyor başaklar
Tutun kazma küreği vurun ki gelsin bahar

Bahar gelse birlikte toplasak çiçekleri
Bahar gelsin hele bir, koşarız biçekleri
Ana, ata, oğlan, kız dolarız yurdumuza
Harmanı savururken sararız leçekleri

Harman bizim yerimiz bin yıldır buradayız
Dert edecek bir şey yok dermana sıradayız
Derman bizim adımız ferman bizim andımız
Türklüktür muradımız ner'deyse oradayız

19 Mart 2025 Çarşamba

Maldoror'un Korkuları

Bilmek ya da bilmemek, işte bütün mesele bu!

Hayat hakkında bildiğin şeyleri bilmemek mi isterdin?

Bildiğin için mi üzerine sık sık düşünüyorsun?

Bilmiyor olsan, bu kadar dert etmez miydin bazı şeyleri?

Yoksa daha mı ağır gelirdi, bilmediklerin yüreğine?

Oysa hep bilmek diledin. Yoktu başka muradın.

Mutluluk getireceğine inandın, fakat bilmek üzdü seni.

Belki de buna inandırıldığın için öfkelisin, 

aradığın için bilgiyi kendi ellerinle.

Biliyorum, bilmemeyi dilerdin, 

bilmek ya da bilmemek söz konusu olduğunda.

Hep bilmemek dilerdin, hiç bilmemek isterdin hatta.

Zalim kaderin yumrukları bunlar,

onun okları sana bildiren.

Bela denizlerinin acı suyunu, öylece içmiş bulundun,

tatlı zannederek.

Sen ki hayallerinde dünyayı bir elma gibi düşlerdin,

Sen ki o elmayı umarsızca göbeğinden dişlerdin,

Sanki parlak zihninle her türlü güzelliği işlerdin,

bir duyguya tutuldun, kendini düşünmekten bitirdin.

Bilmek ya da bilmemek, işte bütün mesele bu!

Oysa ne ulviydi bakışların, nasıl da temiz seviyordun dünyayı.

Ancak sana acıdan ve nefretten başkasını vadetmedi.

Çünkü kötü o. Seni de kötü ediyor ki başkasına lâf etme.

Çünkü kirli o. Seni de kirletiyor ki karşısında gözükme.

Çünkü lanet o. Seni de lanetliyor ki kaçmaktan vazgeç.

Düştüğün yerde kal ve boğul rahatça öz benliğinde.

Bilmek ya da bilmemek. İşte bütün mesele bu!


27 Şubat 2025 Perşembe

Yaşanmadan Geçen Yıllar Utansın!

    Geçenlerde bir adam gördüm. Potansiyelini gerçekleştirememiş olmaktan ve bu durumun hayattaki en üzücü şey olduğundan bahsediyordu. Bu adama hak vermemek elde değil fakat potansiyeli gerçekleştirmek için önce potansiyeli farketmek gerekiyor. Bu potansiyel arayışına girdiğinde ise insan bir sürü şeyle karşılaşıyor. Örneğin iyi resim yapan birinin iyi bir ressam olma potansiyeli var. Ancak aynı kişinin iyi bir diktatör olma potansiyeli de olabilir. Bu kişi iyi resim yaptığı kadar iyi soykırım da yapabilir. Demem o ki potansiyel keşfetmeye başlayınca kötü bir işe yarayacak potansiyellerin de farkına varılabilir. Bu sebeple potansiyelini gerçekleştirememiş olmaya üzülmek doğru değil. Çünkü geride bıraktığın yirmi yılın potansiyeli seni başımıza bela edebilirdi. Peki bundan sonraki potansiyelin ne? Bunu öğrenmek lazım. Artık doğruyu yanlıştan ayırt edebildiğin bir yaşta olduğuna göre de bu potansiyeller arasından iyi olanı görüp onu değerlendirebilirsin.
    
        Ben daha küçücük bir çocukken resim çizer, şiir yazar, ellerimle tuttuğum ritimlere ağzımdaki ıslıkla eşlik ederdim. Ancak ailem benim bu potansiyelimi ne yazık ki göremedi. Dolayısıyla bu potansiyeller beni terk etti. Haliyle ailemin beni doğrulttuğu yöne doğru yürüdüm ve bu bağlamda bir potansiyel geliştirmeye başladım. Bahse konu potansiyel beni bir imam hatip okuluna göndermeleri vesilesiyle din bilginliğine doğru yol almaya başladı. Bu din bilginliği yolunda beni eğitecek kimselerin yetersizliği, bu sefer de beni kendilerine düşmanlığa yöneltti. Ancak kifayetsizlikleri beni din hakkında daha çok öğrenmeye ve sorgulamaya yönlendirdiği için onların tahayyül bile edemeyecekleri şeyleri araştırdım ve öğrendim. Benim sorgulama isteğime gösterdikleri direnç ile beni iyice kuşkulandırdılar. Ta ki bu kuşku beni ben yapan şey haline geldi.

    Uzunca bir süre bu kifayetsiz sürüyle kapıştıktan sonra sıkıldım. Kifayetsizliği babadan oğula bir nesil halinde sürdüren bu kişilerden kendimi soyutladım. Artık onlarla tartışmıyor ve ''Leküm diniküm veliyedin.'' diyerek onlardan uzak tutuyorum zihnimi. Zaten zihnimi bulanıklaştırabilecek bir soruları da yok, seslerini duymaya tahammülüm de. ''Peki onca uğraş boşa mıydı?'' derseniz ''Değildi.'' derim. Çünkü kendi kişisel hayat deneyimimde bunların önemi büyük. Beni, yeniden dünyaya gelmek için girdiğim kozadan çıkaracak süreç olmasa, sorgulamak ne demek, soru sormak nasıl olur bilmeyecek ve uçma potansiyeli olan bir sürüngen olarak, yaşanmamış yıllar geçirmeye devam edecektim.

     Sürünen diğer ahmaklara gelince, hiçbiri umrumda değil. Aslında onlar da kendi hayat deneyimlerini yaşayacak fakat hayat deneyimleri özgün olmayacak. Bilakis başkalarının güvenli olduğunu iddia ettiği, etliye sütlüye karışmadan usul usul süründükleri bir hayat olacak. Halbuki hayatın anlamı deneyimdir. Hayat deneyimlerden ibarettir. Yani başı sonu belli olan bir hayatı deneyimleyenlerin yaşamları düşünüldüğünde bunun bir anlam ifade etmediği anlaşılabilir. Dünyayı güzel yapan ve hayatı sevilir yapan yegane şey onun öngörülebilir olmamasıdır. Öngörülebilir halde yaşayıp ölmek dünyanın ve de hayatın varlık prensiplerine aykırıdır. Öngörülebilirlik yaşama karşıdır. Yaşamak isteyen kimse, öngörülebilir yollar seçmemelidir. Çünkü öngörülebilir yollar, insanı deli edecek kadar sade ve sığdır. Oysa insan bu dünyaya keşfetmeye gelmiştir. Oysa insan bu dünyaya tatmaya gelmiştir. 

    Onun bunun deneyiminden esinlenerek yasaklanmış şeyleri tatmadan bu dünyayı terkedecek olmak, yaşamın doğasına ve insanın varlık amacına aykırıdır. Özgürlük bir yanılsamadır elbet. Çünkü içinde bulunduğumuz bedenin sınırları vardır. Ancak bu sınırlara rağmen dünya, bir insanın hayatı boyunca deneyimleyebileceğinden fazla etkinlik içerir. Bu etkinlikler arasından sadece çok küçük bir kısım etkinliğin iznini alıp zaten kısıtlı olan özgürlüğü iyice kısıtlamak, yaşamı kısırlaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Hele de bu kısıtları bize koyanların kendilerine hiçbir kısıt koymuyor olmaları ve bunu göz göre göre yapıyor olmaları başlı başına aymazlıktır. Şu dünyada ''Dediğimi yap, yaptığımı yapma.'' diye bir sözün varlığı bile hayatı deneyimlemenin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Birinin bir başkasına ''Dediğimi yap yaptığımı yapma.'' diyebilmesinin tek sebebi yaptığını yapmış olmasıdır. Yaptığını yapmamasını söylediği kişinin de bunu anlaması, ancak bu yolla mümkündür. 

29 Ocak 2025 Çarşamba

Kamu Supotu Değildir

    Çocukluğumdan beri hep olmadık hayaller kurar dururum. Daha doğrusu dururdum. Artık durmuyorum. Yani hayaller kurup durmuyorum. Hayalleri gerçekleştiriyorum. Şaka şaka. Kim hayallerini gerçekleştirmiş ki ben gerçekleştireyim. Korkmayın, ben de sizin gibi düşünüyorum. Hayal kurmak aptallara göre. Burası Türkiye. Burada hayal kurulmaz ya da  kurulmamalı. Durun konuya bir örnekle gireyim. Kısa yoldan para kazanmak isteyen insanları düşünün. Onlar da herkes gibi para kazanmanın hayaliyle yaşıyor. Para nasıl kazanılır bilmedikleri için, bedavadan para getirebilme ihtimali olan sikko sikko işlere ve de hiç düşünmeden, zaten olmayan paralarını yatırıyorlar. Bunun sebebi hayal kurmayı da bilmiyor olmaları. Mesela kimse demiyor ki ''Ulan bu kadar para kazanacaksın da bunun bir vergisi olmayacak mı?'' yahut ''Nasıl harcayacaksın bu parayı?'' gelir göstermeden gider göstermek mümkün mü? Tabii ki değil. O yüzden hayaller bile yüzeysel. Hayalleri bile detaylandırmıyoruz. Bu sebeple hayal kurmayı da bilmiyoruz. 

    Hayal kurmayı bilmeyen kimselerin hayalleri kırılmış da sayılmaz. Peki bu durumda yaşamak için bir sebebimiz kalmıyor mu dersiniz? Hayır tabii ki kalıyor. Yaşamak için bize sebep lazım sanıyoruz. Oysa ki yıllarca kurmasını bilmediğimiz hayaller ile avunduk. Demek ki gerçekleşebilir, detaylandırılmış ve sağlam temellere dayalı hayaller kurarsak en az bir bu kadar süre daha yaşamak için sebebimiz olur. Bunu yaparak iki şey elde etmiş oluruz. Hem detaylandırılmış hayallerin gerçekleşme ihtimalini artırmış hem de bu hayaller sayesinde yaşama sebebimizin farkına varmış oluruz.

    ''İyi hoş da, hayal nasıl kurulur?'' dediğinizi duyar gibi falan da değilim. Çünkü söylediklerim sizi inandırmıyor. Hayal kurmayı bilmediğinizi öğrenmiş olmak bile size ağır geliyor. Nereden mi biliyorum? Kendimden elbette. Çünkü hayal kurmayı bilmediğimi daha yeni öğrendim. Geçen sene ocak ayında başladım yazı yazmaya. Düzenli olarak yazı yazmak fikri beni heyecanlandırmıştı. Çok faydasını gördüm ve size de tavsiye ederim. Ancak düzenli olarak yazı yazmaya başlamadan önce yazdığım bir yazım vardı. Takriben düzenli olarak yazı yazmaya başlamadan bir iki hafta önce yazmıştım bu yazıyı. Yazı, nasıl bir hayatım olduğu ve bu hayatın nasıl düzeltileceğiyle ilgili hayallerimle doluydu. O hayalleri kurarken aniden farketmiştim ki şikayet ettiğim hayat, hayalini kurduğum hayattan çok daha kolay. Çünkü içinde yaşadığım ve başkalarına kölelik ettiğimi düşündüğüm hayat, köle olmanın verdiği bir sürü avantajla doluydu. 

    Bir köle olduğunuzu düşünün. Yeme, içme, barınma, sağlık vb. ihtiyaçlarınız, sizin çabalarınızla mı yoksa siz bu konular üzerine kafa yormadan karşılanıyor mu? Eğer karşılanyorsa siz bir kölesiniz demektir. Eğer karşılanmıyorsa ya sahibiniz kötü biridir ya da karşılandığının farkında değilsinizdir. Hulasa ben yazdığım yazıda köleliğime isyan edip özgürlük hayalleri kurarken farkettim ki benim hiç üzerine kafa yormadığım ihtiyaçlarım ben onlar hakkında hiçbir şey düşünmezken gerçekleşiveriyor. Peki özgür olunca nasıl olacak? Özgür olursam bu konuların hepsini tek tek düşünmem ve hepsiyle ayrı ayrı uğraşmam gerekir. Kim demiş özgürlük mutluluktur diye. Diyelim ki özgürsünüz ve kendi toprağınız var. Bu toprağı işlemek için makine ekipman ve iş gücü gerekmekte. Bu makine ekipmanı satın almış olduğunuzu varsayıyorum. Bu makinelerin bakımı onarımı sizin yükünüz. Diyelim ki o ev ve topraklar size ait ve ekip biçtikten sonra belli bir para kazandınız. Bu paranın %30-40'ı vergi olarak devlete gidiyor. Ayrıca elinizde kalan %60 miktarın yarısı da tekrardan ekim için yahut hayvanlarınızın masrafı olarak ikinci yıla kalmak zorunda. Elinizde kalan %30'un da yine yarısı dolaylı vergiler tarafından elinizden alınacak. Size kalan %15 ise zaten kölelikten elde ettiğiniz para kadar. Dolayısıyla bu kadar dert ile uğraşmaktansa köleliğe devam etmek kulağa hoş geliyor. Demem o ki özgür olmanın bedelini köle olmanın konforuna yeğliyoruz. Konforumuzdan taviz vermeden kurduğumuz hayallerde de bir köle olarak geçindiğimiz ama bir özgür olarak kazandığımız vergisiz paralar var. Bu hayallerle ancak bu kadar ilerleyebiliyoruz işte. Artık hayal kurmayı bırakıp gerçeklere odaklanmalıyız dediğimiz dönemlere gelince de keşke zamanında bu kadar saçma hayaller kurmasaydım diyerek keşkelerin içinde boğulup gidiyoruz. Bu keşkeler uzun yıllar boyunca yakamızı bırakmadığı için de ölüm döşeğine girdiğimizde yıllarımızı boş şeylerle harcadığımız için pişman oluyoruz. 

    Hayal kurmak plan yapmak demektir ve rüya görmek anlamına gelmemelidir. Hayal kuracaksanız adam akıllı hayaller kurun ve onları gerçekleştirmek üzerine yapacağınız planlara sadık kalın. Hayatınızı kurgulayıp kurgularınızı hayata geçirerek yaşayın. Plansız hayatlar başkalarının ihtiyaçlarına köle olduğunuz ve hiç ulaşamadığınız hayallere keşke diyerek geçirdiğiniz anlamsız yıllara bağlanır. Hayal kurmayı bırakın, hayatı bırakmayın. Kamu spotu değildir.


Eren İlber

  Gelen geçti konan göçtü uçmağa vardı erenler Boş dimağa güller diken, gençliğe yardı erenler Yetişirken onu gördük aklı selim çok yol duyd...