On yaşıma kadar Aşkale'de yaşadım. Aşkale'deyken adını sürekli işittiğim bir deli vardı. Aşkaleli olmasanız bile hepiniz bu seslenişi duymuşsunuzdur: Deli Memmet. Deli Memmet zararsız bir deliydi ama aileler çocuklarını ''Deli Memmet'' ile korkuttukları için zararlı sayılıyordu. Deliydi ve ne yapacağı belli olmuyordu. Yoldan geçen bir adama parmak atabilir yahut adamın önünde diz çöküp yalvarabilirdi. Neden böyle yaptığıyla ilgili kimsenin bir fikri yoktu elbette ama bence deliler toplum onları olduğu gibi kabul edemediği için deli diye nitelendirilen ortalama vatandaşlardan ibaret. Neyse konumuz delilerin toplumdaki yeri değil, delilerin kendileri ve yaşamlarından garip hikayeler. Bu hikayeler ben Erzurum'a taşındığımda birikmeye başladı ve hala birikmeye devam ediyor.
Gez Mahallesi'ne taşındığımızda o mahalledeki evi satın alma sebebimiz gideceğimiz ilkokula yakın oluşu idi. Abim liseye geçmişti ve ben de orta okula geçmek için bir yıl o ilkokulda okuyup mahalleye alışacaktım. Kız kardeşimin ise o okulda geçirmesi gereken 3 yılı vardı. Mahalledeki arkadaşlıklarımız dövüş-tutaş gelişmeye devam ederken mahallede bir de delimiz olduğunu öğrendim. Aslında delimiz olduğunu öğrenmem biraz garip oldu çünkü akşamüzeri evimizin terasında otururken duyduğum ''de ve li'' seslerinin uzatılarak bağırılması beni mahalleyi kuş bakışı izlemeye itmişti. Mahallenin üst başında duran abimin yaşıtları yahut daha büyükler hep bir ağızdan ''deeeeeee-liiiiiiiiii'' diye bağırıyorlar ve mahallenin alt başında şişman kel bir adam onlara hitaben ''anan aaaaa-miiiiiii'' diye cevap veriyordu. Bu şişman kelin tek esprisi ona ''deli'' diye bağrıldığında ''anan ami'' diye cevap vermek değildi elbette. Deliydi, çünkü zeka geriliğinden ileri gelen yaş hesabı bilmeme gibi bir durumu vardı. Mesela mahallede koşup oynayan küçük bir kız çocuğuna aşık olmuştu bir ara ve yine aynı dönem tımarhaneye kapatıldığıyla ilgili bir şeyler işitmiştim. Fakat bir iki yıl sonra tekar çıkagelmişti mahalleye. Gez Mahalle'sine taşınır taşınmaz gördüğüm ilk deli adını bile bilmediğim bu ''deeeeee-liiiiiii'' olmuştu fakat son olmayacaktı.
İkinci tanıştığım delinin ismi Ramazan ve kendisi Ramazan yahut Kurban demez mesaiye devam eder bir delidir. Hatırladığım kadarıyla onu şöyle tarif edebilirim: Karganın henüz bokunu yememiş olduğu, sasbahın en erken saatlerinde evini terkeden bu güzide delimiz, her gün utanmadan, sıkılmadan, yorulmadan ve de darılmadan bütün Erzurum'u karış karış gezerdi. Mahallemizden geçerken elindeki teypten kaideli ilahiler açar ve mahallenin ortasında kendinden geçercesine zikir çekerdi. Hay-huyların havada uçuştuğu mahallemizden geçerken çocuklara bağırır, bazen de toplarını tekmeleyip kaçardı. Aşkale'deki ''Deli Memmet'' gibi ''Deli Ramazan'' da ailelerin çocuklarını korkutmak için kullandığı bir metaydı ve popüler bir deliydi.
Bir sonraki delimizin de yine ''deeeee-liiiiii'' gibi ismini bilmiyorum fakat ismini öğrenebileceğim kadar çok yaşamadığı içindir muhtemelen. Bu delimiz erkenden ölüp gittiği için olsa gerek, insanların hep şükranla yadettiği ve zararsız olduğuna inandığı şahsiyet sahibi bir deliydi. Kendisini tarif etmek gerekirse Amerikan rüyasını yaşayan homlıs bir vatandaşı getirebilirsiniz aklınıza. Zira kendisi bir homlıs idi. Ama öyle ''Morgıçdan battım, evim yok ,arabada yaşıyorum, çok kötü durumdayım.'' diyen az homlıslardan değil adam gibi adam ve arabasız, homlıs oğlu homlıs idi kendisi. Tabii kendisine yardım etmeye çalışanları kuduz bir köpek gibi ısırmaya çalışmasa insanlar ona kızmayacak ve yardım edeceklerdi ama işte kendini sevdirmemeyi pek severdi rahmetli. Bu arada kel göbekli değildi, saçlı ve göbekliydi. Bu zararsız delimizin Kuşkay Sitesinin olduğu tarafta, millete sikini salladığını duymuştum ama ısırdığı ve kendini sevdirmediği sadece benim uydurmam. Delinin de günahı alınmaz ya neyse. Biz 2005 yılında taşınmıştık Erzurum'a ve ben bu şahsiyet sahibi delimizi 2006 yılının yazında tanımıştım. Yanılmıyorsam kendisi henüz daha Gez Mahalle'sine alt geçit yapılmamıştı ki Kuşkay tarafındaki durakta soğuktan donarak öldü. Göbeğini örtmeyen kazağının yerine göbeğine gazete kağıtları örtmüşlerdi.
Bu delilerin çoğunu Gez Mahalle'sindeki kahvehanelere takıldığım sırada tanıdım. Sıradaki delimiz kahvehanede tanıştığım ilk deli olan Ciuv Ayhan. Ayhan abi kendisinden işittiğime göre eskiden kuaförmüş ve bir hastalık geçirene kadar gül gibi geçinip gidiyormuş. Fakat geçirdiği hastalık nedeniyle eli çolak kalınca işini yapamaz olmuş ve işleri bozulunca karısı da onu terketmiş. Hal böyle olunca iş de bulamamış ve ortada kalmış. Ayhan abiye ''Ciuv'' diyince küfür ediyor. O yüzden adı Ciuv Ayhan. Yanından geçen biri ona ''Ciuv'' derse o da ''Basim'' diye karşılık veriyor. Ya da birisi onun kulağına bir şey söylerse o da kulağına söyleneni aynen karşısındaki kişiye söylüyor. Mesela biri gelip Ayhan abinin kulağına parmağını sokarsa o da illaki birinin kulağına parmağını sokmak zorunda hissediyor. Hülasa Ciuv Ayhan kahvehanedekilerin eğlencesiydi. Son zamanlarda göremiyorum kendisini ama ölmediyse kesin bir yerlerde birilerine basıyordur.
2015 ya da 2016 yılında Ramazan bayramının ardından kahvehanede bir arkadaşımla otururken Ayhan abi geldi ve yanımıza oturmak için izin istedi. Tabii biz de ona bir çay söyledik ve sohbet etmeye başladık. Sohbet ederken konu oruç tutmaktan açılınca Ayhan abi ramazanda tanık olduğu bir olaydan bahsetmeye başladı:
''La gardaş ramazanda avu kuşkayın oradan geçirem, bir de bahtım bir tene amına goyduğumun delisi durahta oturmuş, ayağ ayağ üstüne atmış, cigara içir. Hem de gündüz gözi.''
''La delisen baban amına goyim, niye ayağ ayağ üstüne atisan.''
Ramazanda sigara içen adamın ayak ayak üstüne atmasına sinirlenen Ayhan abi, beni hâlâ gülmekten öldürüyor.