Bazen yaptığımız işlere dönüp bakınca ''Ulan ben mi yaptım bu kadar işi?'' diye hayıflanıyoruz. Hepimizin başına gelmiştir böyle şeyler ki benim de başıma geliyor. Mesela bunun bir örneği çalışma hayatımda yaptığım işlerin ağırlığı. İşlerim bitip de dönüp yaptığım işlere bakınca; işe başlamadan önce gözümde dağ gibi büyüyen o ağır işleri sanki birer hiçmiş gibi yapıp bitirdiğimi ve üstelik onları yapıp bitirmenin de beni yormadığını farkediyorum. Bu farkediş beni başardığım işler karşısında hayrete düşürmekten başka, sevindiriyor ve egomu tazeliyor. Hani gidip bir kahvehanede oturursunuz ya da bir yere misafirliğe gidersiniz de çay koyarlar önünüze ya ve siz de o çayları bitirince abi/abla tazeliyorum derler. Hah öyle bir tazelenme düşünün. Beynim ''Abi egon bittiyse tazeliyorum.'' diyor ve tazeliyor egomu.
Bu ego pek korkulacak şeymiş gibi konuşuluyor sosyal mecralarda. Halbuki ego olmasa insanlık tarihinin ilerleyişi bu kadar hızlı olmazdı. Ya da daha doğrusu negatif yönde bir ilerlemeden bile söz edebilirdik. Çünkü insanı insan yapan egosudur. Egosu sayesinde varlığının farkındadır ve de egosu sayesinde bir şeyler yaparak kendini geliştirir. Oysa egosu olmayan insanlara bakınca içiniz bile acır onlara. Örneğin tarikatlardaki müritleri düşünün. Bu gibi kimseler egolarını yitirmiş ve tarikatın şeyhine köpeklik etmeye hazır, aşağı kimselerdir. Hatta kimse bile değildirler. Kişi olma şerefine nail olmayan kimselere kişiliksiz diyebiliriz. O halde bu gibi kimseler kişiliksiz sürülerden başka bir şey olamazlar. Örneğin hayvanları düşünelim. Mesela köpekler. Sizce köpekler köpek olduklarının farkındalar mı? Tabii ki farkında değiller. Hepiniz görmüşsünüzdür küçücük köpeklerin kendilerini bir parçada yutabilecek köpeklere saldırdıklarını ya da kurt sürüsüne karşı tek başlarına koştuklarını işitmişsinizdir. Kangal köpekleri için kurtların üzerine tek başına yürümek bir efsane olma sebebidir. Çünkü köpek kurtların onu parçalara ayırabileceğinin farkında değildir. Ya da eyerlenmiş bir at yahut burnuna halka takılmış ve bir çocuk tarafından gezdirilen öküz. Sizce bunlar benliklerinin farkında olan canlılar mı? Hayır elbette değiller.
Eğer öyle olsalardı bizim onları gütmemize izin vermez ve bize de kendi cinslerinin garip üyeleri gibi davranmazlardı. Örnekler örnekleri çağrıştırıyor ama bu örneği vermesem olmaz. Geçenlerde ördek yumurtalarının arasına konmuş bir tavuk yumurtasının, ördek ailesiyle birlikte yaşamını izledim. Normalde tavuklar suda yüzmezler çünkü yüzemezler. Fakat bu ördek ailesinin üyesi olan tavuk adayı civciv yüzebiliyordu. Kendini ördek sandığı için yüzebiliyordu. Her ne kadar bir ördek gibi hızlı yüzemese de idare edebiliyor ve o aileyle hayatta kalıyordu. Sonunda yetişkin bir tavuk olduğu halde suda yüzmekten vazgeçmiyor ve kendini ördek sanmaya devam ediyordu. Hülasa; hayvanlar kendilerinin ne olduğunun farkında olan canlılar değiller çünkü bunu algılayabilecek bir bilinçleri yok. Yukarıda bahsettiğim tarikat örneğinde olduğu gibi kendi benliğinden vazgeçmiş, bilincini bağlı bulunduğu dergaha teslim etmiş kimselerde de ego aranmaz.
Peki egosu olmayan kimseler ne işe yararlar? Söyleyeyim; onları güdenlerin işine yaramaktan başka hiçbir işe yaramazlar. Egosu olmayan kimseler başkaları tarafından kullanılmaya ve yönlendirilmeye hazır ve kendileri için bir şey yapmaya bırakın yeltenmeyi, akıllarından bile geçirebilen kimseler değillerdir. Hal böyle olunca insanlar da tıpkı hayvanlar gibi sürüleştirilip güdülebilir hale geliyor. Örneğin günümüzde yaşayan cihatçı selefi örgütlere ve tarikatlara mensup kimseleri ele alalım. Bunlara verebileceğimiz en yakın örnek İŞİD(DAEŞ) artık her ne boksa o örgüt. Bu örgütün yakalanan üyeleri arasında Afganistan'dan Hollanda'ya, Tunus'dan Çeçenistan'a giden ve farklı milliyetlerde ve farklı kültürlerde ve farklı ortamlarda yetişmiş kimselerin, sırf kişi olmaladıkları için yani kimliksiz oldukları ve bilinçlerini başkalarına teslim ettikleri için bir arada yaşayıp aynı emele hizmet etmeleri mümkün hale geliyor. Bunun farkında olan bu gibi tarikat ve camaatler bu fırsatı değerlendirip, örneğin Menzil Tarikatı gibi daha masum yollardan zenginleşerek köleleştirdiği insanlar üzerinden paralar kazanıyor ve bu paraları vakıf adı altında vergiden muaf bir biçimde sürekli büyütüyor. Yani bu gibi oluşumların bırakın kendi müritlerine, içinde yaşadıkları devletlere bile zerrece faydası yok.
O halde bu kimlik yoksunu kişilerden oluşan ve de bilinçleri olmadığı için yalnızca birer hayvan olan bu türden varlıklara istenilen her şey yaptırılabilmektedir. Bu yaptırılabilirlik İŞİD'in yaptırdığı kafa kesme, adam yakma olaylarından tutun mevcut, geçmiş ve gelecek iktidarlar tarafından oy deposu olarak kullanılmaya kadar geniş bir yelpazeye yayılmaktadır. Peki devletler buna dur diyebilir mi? Bence diyebilir. Çünkü tarihte diyilmiş olduğunun örnekleri var. Fakat diyilirse bu ne gibi sonuçlar doğurur onu da yalnızca kapatılmak üzere olan tarikatin şeyhi ve avaneleri bilir. Zira tanrıya bile bu fikirlerinden bahsetmezler. Bu arada eğer okumanız bittiyse egonuzu tazeliyorum.