27 Şubat 2025 Perşembe

Yaşanmadan Geçen Yıllar Utansın!

    Geçenlerde bir adam gördüm. Potansiyelini gerçekleştirememiş olmaktan ve bu durumun hayattaki en üzücü şey olduğundan bahsediyordu. Bu adama hak vermemek elde değil fakat potansiyeli gerçekleştirmek için önce potansiyeli farketmek gerekiyor. Bu potansiyel arayışına girdiğinde ise insan bir sürü şeyle karşılaşıyor. Örneğin iyi resim yapan birinin iyi bir ressam olma potansiyeli var. Ancak aynı kişinin iyi bir diktatör olma potansiyeli de olabilir. Bu kişi iyi resim yaptığı kadar iyi soykırım da yapabilir. Demem o ki potansiyel keşfetmeye başlayınca kötü bir işe yarayacak potansiyellerin de farkına varılabilir. Bu sebeple potansiyelini gerçekleştirememiş olmaya üzülmek doğru değil. Çünkü geride bıraktığın yirmi yılın potansiyeli seni başımıza bela edebilirdi. Peki bundan sonraki potansiyelin ne? Bunu öğrenmek lazım. Artık doğruyu yanlıştan ayırt edebildiğin bir yaşta olduğuna göre de bu potansiyeller arasından iyi olanı görüp onu değerlendirebilirsin.
    
        Ben daha küçücük bir çocukken resim çizer, şiir yazar, ellerimle tuttuğum ritimlere ağzımdaki ıslıkla eşlik ederdim. Ancak ailem benim bu potansiyelimi ne yazık ki göremedi. Dolayısıyla bu potansiyeller beni terk etti. Haliyle ailemin beni doğrulttuğu yöne doğru yürüdüm ve bu bağlamda bir potansiyel geliştirmeye başladım. Bahse konu potansiyel beni bir imam hatip okuluna göndermeleri vesilesiyle din bilginliğine doğru yol almaya başladı. Bu din bilginliği yolunda beni eğitecek kimselerin yetersizliği, bu sefer de beni kendilerine düşmanlığa yöneltti. Ancak kifayetsizlikleri beni din hakkında daha çok öğrenmeye ve sorgulamaya yönlendirdiği için onların tahayyül bile edemeyecekleri şeyleri araştırdım ve öğrendim. Benim sorgulama isteğime gösterdikleri direnç ile beni iyice kuşkulandırdılar. Ta ki bu kuşku beni ben yapan şey haline geldi.

    Uzunca bir süre bu kifayetsiz sürüyle kapıştıktan sonra sıkıldım. Kifayetsizliği babadan oğula bir nesil halinde sürdüren bu kişilerden kendimi soyutladım. Artık onlarla tartışmıyor ve ''Leküm diniküm veliyedin.'' diyerek onlardan uzak tutuyorum zihnimi. Zaten zihnimi bulanıklaştırabilecek bir soruları da yok, seslerini duymaya tahammülüm de. ''Peki onca uğraş boşa mıydı?'' derseniz ''Değildi.'' derim. Çünkü kendi kişisel hayat deneyimimde bunların önemi büyük. Beni, yeniden dünyaya gelmek için girdiğim kozadan çıkaracak süreç olmasa, sorgulamak ne demek, soru sormak nasıl olur bilmeyecek ve uçma potansiyeli olan bir sürüngen olarak, yaşanmamış yıllar geçirmeye devam edecektim.

     Sürünen diğer ahmaklara gelince, hiçbiri umrumda değil. Aslında onlar da kendi hayat deneyimlerini yaşayacak fakat hayat deneyimleri özgün olmayacak. Bilakis başkalarının güvenli olduğunu iddia ettiği, etliye sütlüye karışmadan usul usul süründükleri bir hayat olacak. Halbuki hayatın anlamı deneyimdir. Hayat deneyimlerden ibarettir. Yani başı sonu belli olan bir hayatı deneyimleyenlerin yaşamları düşünüldüğünde bunun bir anlam ifade etmediği anlaşılabilir. Dünyayı güzel yapan ve hayatı sevilir yapan yegane şey onun öngörülebilir olmamasıdır. Öngörülebilir halde yaşayıp ölmek dünyanın ve de hayatın varlık prensiplerine aykırıdır. Öngörülebilirlik yaşama karşıdır. Yaşamak isteyen kimse, öngörülebilir yollar seçmemelidir. Çünkü öngörülebilir yollar, insanı deli edecek kadar sade ve sığdır. Oysa insan bu dünyaya keşfetmeye gelmiştir. Oysa insan bu dünyaya tatmaya gelmiştir. 

    Onun bunun deneyiminden esinlenerek yasaklanmış şeyleri tatmadan bu dünyayı terkedecek olmak, yaşamın doğasına ve insanın varlık amacına aykırıdır. Özgürlük bir yanılsamadır elbet. Çünkü içinde bulunduğumuz bedenin sınırları vardır. Ancak bu sınırlara rağmen dünya, bir insanın hayatı boyunca deneyimleyebileceğinden fazla etkinlik içerir. Bu etkinlikler arasından sadece çok küçük bir kısım etkinliğin iznini alıp zaten kısıtlı olan özgürlüğü iyice kısıtlamak, yaşamı kısırlaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Hele de bu kısıtları bize koyanların kendilerine hiçbir kısıt koymuyor olmaları ve bunu göz göre göre yapıyor olmaları başlı başına aymazlıktır. Şu dünyada ''Dediğimi yap, yaptığımı yapma.'' diye bir sözün varlığı bile hayatı deneyimlemenin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Birinin bir başkasına ''Dediğimi yap yaptığımı yapma.'' diyebilmesinin tek sebebi yaptığını yapmış olmasıdır. Yaptığını yapmamasını söylediği kişinin de bunu anlaması, ancak bu yolla mümkündür. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Eren İlber

  Gelen geçti konan göçtü uçmağa vardı erenler Boş dimağa güller diken, gençliğe yardı erenler Yetişirken onu gördük aklı selim çok yol duyd...