23 Temmuz 2024 Salı

Az Şekerli Sigara


    Her şeyin bu kadar şekerli olduğu bir dünyada yaşamak size de yorucu gelmiyor mu? Mesela etrafınıza dönüp bir bakın, birileri etrafa gülücükler dağıtmıyor mu, yapmacık-yapmacık. Ne var ki; o içten gülücükler dağıtan sahtenur vatandaşı kime sorsan ''şeker gibi biridir'' der. Evet şeker gibi çünkü hem bolca var hem de yapmacık. Şekerin zararlarından bahsetmiyorum bile. Dünya'daki şeker kamışı rezervleri ne kadar acaba? Bizim ülkede bile her bokun içinde ağzına kadar şeker olduğuna göre, bu şeker denen nesne zahmet gerektirmeyen, ekilip biçilmeyen, ''kişiye özel fabrikalarda'' işlenmesi gerekmeyen, hatta ve hatta doğada bulunan dört elementten biri galiba(hava, su, toprak, şeker). Bu serzenişime biraz kulak kabartıp etrafınızdaki şeker oranını sorgulamaya başlarsanız göreceksiniz ki; yediğiniz ekmekten içtiğiniz çaya kadar, yani bu ikisinin arasında yiyebileceğiniz her şeyde şeker var. Bu yetmiyormuş gibi bir de tatlılarımız var. Şerbetli yahut sütlü farketmez, ağzına kadar şeker dolu hepsi. Neyse ki bünyem kaldırmıyor bu kadar şekeri. O yüzden çayıma şeker atmıyor, ekmek içi yemiyorum, kolanın sıfır şekerlisi bile midemde çeşitli komplikasyonlar oluşmasına sebep oluyor. Kapitalistleri anlıyorum, her şeyin içine şeker koymaktaki maksat satışını hızlandırmak. Mesela bahse konu şeker gibi insanları bir düşünün. Düşündünüz mü? Düşünmeyenler var gibi. Düşünsene birader...

...

Hah! Şimdi kulağını aç da iyi dinle beni, o şekerler var ya, o ''şeker gibi adam canım'' dediklerin, onlar aslında kapitalizmin kölesi olmaktan o haldeler. Tabii canım yalan mı söyleyeceğim. Şeker yemekten şekerleşmiş, yapış yapış hale gelmişler. Bu kadar şeker tüketirseniz olacağı bu. Neyse ki ben aksi-lanet biriyim de bunları yapış yapış kimselerin yüzüne karşı söyleyebiliyorum. Ha, söylüyorum da ne oluyor derseniz, onu bilemem ama üzerime düşenin bu olduğuna inandığımdan söylüyorum. Yani elbette şeker safi zarardan oluşmuyor. Aslında çok büyük faydaları da var. Mesela okula giderken annelerimizin bizlere yedirmeye çalıştığı okunmuş şekerlerdeki marrifet okunmasında değil. Çünkü şeker beyin yakıtı olarak kullanılıyor ve sağladığı enerji sayesinde sağlıklı düşünmeye yardımcı oluyor. O halde bu kadar fazla şeker tüketen insanlar ya tefekkürden artakalan zamanlarında şeker tüketiyor ya da sabahlara kadar kuantum fiziği üzerine kafa patlatıyor ki medeniyetimiz Kardaşev Ölçeği'ne göre biraz mesafe katedebilsin. Medeniyetimizin gelişmesine büyük katkılar yapan ''şeker abi ve ablalarımıza'' bakınca ''keşke ben de sıkı bir şeker tüketicisi olsam'' diyorum. Ama bu fizyolojik olarak mümkün değil. Biyolojik olarak da mümkün değil. Bu mümkün değil.

    Eskiden şeker hastalarının, şekeri, onun için can alıp can verecek kadar çok sevdikleriyle ilgili şaka yapardım ve fakat şimdilerde herkes şeker hastası. Yani şeker için çıldırıyor insanlar. Her ne kadar kan şekerim düştüğünde imdadıma yetişiyor olsa da bu ona yağılık(düşmanlık) edemeyeceğim anlamına gelmiyor. Aslında şeker benim en basit düşmanımdı. Basitten kastım bayağı değil tabii ki. Alt edilmesi en kolayıydı demek daha doğru olur galiba. Gerçi onu yavaş yavaş terketmek zorunda kalmıştım ama yine de bu durum beni pek zorlamamıştı. Fakat şekeri bıraktıktan sonra bağımlılıklarımın özgür olmama engel olduğunu farkettim ve sırayla bağımlılıklarımın üzerine üzerine yürümek marifetiyle onlardan kurtulmaya başladım. İkinci kurtulduğum bağımlılığım, kenarında temiz bir ısırık bulunan ve muhtemelen ısıran vatandaşın beğenmediği elma logolu firmanın akıllı telefonu oldu. Bu markanın dizaynı, beni diğer ürünlerini ve paralı içeriklerini kullanmaya iten cinsten olduğu için ve şarjı bok gibi olduğundan bir gün bile dayanmaması sebebiyle, kendinden soğuttu. Güvenliymiş. What about Jannifer Lawrence's icloud photos? Neyse ki bu saçma kapitalist oyunlardan sırasıyla kurtuldum.

    Yavaş yavaş elime alıyor olduğum özgürlüğün bazı bedelleri vardı elbet. Fakat bunlar öyle hayal ettiğiniz kadar zor şeyler değil. Hatta bir süre sonra bedel gibi değil de ödül gibi görünmeye başlıyorlar. Bir örneğini daha vereyim size. Sigarayı bıraktım. Evet yanlış duymadınız. Sigarayı bıraktım. Bırakmadan önce ödeyeceğim bedel, ödül değil de daha çok mahrumiyet gibi geliyordu fakat şimdi öyle gelmiyor. Şimdi bunun bir ödül olduğunu çok net bir şekilde görebiliyorum. Lise birde başladım ben sigaraya. O zamanlar büyük adam sanıyordum sigara içenleri ve ben de büyük adam olmak istiyorsam sigara içmeliydim. Büyük adamlar sigara içer. Evet içer fakat onlar da büyük adam olmak için içtilerse neden büyük adam olduklarında bırakmıyorlar sigarayı? Bunu anlamıyordum o zaman. Belki de hala büyük adam olamamışlardır. Ne zaman büyük adam olurlarsa o zama bırakırlar herhalde. Mesela ben büyük adam oldum ve bıraktım sigarayı. Gerçi büyük adamlık sigarayı bırakmakta değil ama neyse. 

    Evet sigarayı bıraktım. Ama nasıl bıraktığımı bir ben bilirim bir de Allen Carr, ha bir de Emre Üstünuçar, bir de ''4 Günde Sigarayı Kafanda Bitir'' adlı kitabı okuyup, hem kitabı hem de sigarayı bitirenler. E tabii bir de siz bileceksiniz birazdan. Geçtiğimiz sene, sigarayı bırakmak üzerine konuştuğumuz bir arkadaşım bana önermişti bu kitabı. ''Madem böyle bir şey var ben de başlayayım okumaya'' dedim ve başladım. Bu kitabın serüveni ''bir ingiliz gonyaya gelsing'' söz öbeğinde geçen ingilizin, kendisinin değil de kitabının gonyaya gelişiyle başlamış. Türk kültürüne göre dizayn edilerek sigara bırakıcıların hizmetine sunulmuş, mükemmel bir zihin açma kitabı olmuş. ''Sigara bırakıcıların'' diyorum çünkü genelde ''okuyucunun beğenisine sunulmuş'' derler ve ben bunu pek samimi bulmam. Kim kitap okuyor ki memlekette? Zira Binkitap'da hava atmak için kitap sayfası karıştırana ''okuyucu'' denmez, ''alıntı arayıcı'' denir ki onun da beğenisi kamyon arkasına yakışacak cümlelerin kalitesinden fazla değildir muhtemelen. Ben mi? Ben de kitap okumuyorum. Ama hiç değilse Binkitap'da alıntı paylaşmak için kitap karıştırmışlığım yok. Neyse, ''kitap okumayıcılara'' da laf sokullandığına göre konu değiştirillensin ve nihayet sigarayı nasıl bıraktığıma gelinlensin.

    Daha önce de dediğim gibi bu kitabı geçen sene okumaya başladım ve fakat kitap dört bölümden oluştuğundan mütevellit, gün gün ilerletmem gerekti bu süreci. Birinci günü okuduğumda kitabın, benim sigarayı bırakacağıma değil de bırakamayacağıma bir delil olacağını düşünmüştüm ama yine de biraz kafam karışmıştı. Ancak açık konuşayım; ben ''hemen kır, at o sigarayı, sigara sağlığa zararlı, kanser olursun, ülser olursun, en olmadı kangren olur kolun bacağın ve keserler'' gibi şeyler söylemesini beklerken, o ''kitabı okumaya devam ederken kendinizi baskı altında hissetmeyin ve lütfen günlük rutininizde yahut canınız ne zaman sigara çekerse sigaranızı için'' gibi şeyler söylüyordu. Yani bırak sigaradan soğutmayı bilakis teşvik ediyordu sigara içmeye. Ben de sevindim böyle olmasına tabii. Çünkü diğer türlü şeyler söyleseydi ''bana mı anlatıyorsun ulan, zaten bildiğim şeyler'' diyip kapatırdım kapağını ve bir daha yüzüne bakmazdım. Neyse ki kitap ilgi çekiciliğini korudu ve ilk günü okuyup bitirdim. Ama ilk gün bitince ikinci günü okumaya başlamak için bir gün bekledim. Bekledim ki rahat rahat sigara içeyim. Belli ki içten içe sigarayı bırakabileceğimi düşünüyordum. 

    Bir gün aranın ardından ikinci günü okumaya başladım. İlk gündeki sarsıcı kısımlar sigaranın aslında ne olduğu ve ne olmadığıyla ilgili anlatılardan ibaretti. Fakat ikinci gün bu anlatıların yanına bir de tütün şirketlerinin aynı zamanda ilaç şirketlerine de sahip olduklarını, sattıkları zehrin panzehirini de yine kendilerinin sattığını, yahut sigaraya muadil olarak çıkarılan ve daha az zararlı diye insanların alması sağlanan ürünlerin, mesela elektronik sigaraların falan da üreticilerinin yine kendileri olduğunu söylüyordu. Bunlar da kafa karıştırıcıydı fakat ''büyük resim ne olursa olsun, ben sigara içmeyi bırakmak istemiyordum, beni zehirliyorlar belki ama ben bile isteye zehirleniyorum. Kimse benim irademi sorgulamasın'' şeklinde beyanatları içimden vermeye devam ediyordum. Bu arada kitap bana, sigara içmeye devam etmemi telkin ediyor ve birden kesip atmamam yönünde uyarılarda bulunuyordu. ''Tamam kabul. Yani benim için sorun yok ama bence şu tütün şirketleriyle ilgili de ağır konuşuyorsun. Ayıp oluyor adamlara Allen'cığım. Yani sözlerine dikkat et. Ne de olsa adamlar amme hizmeti yapıyor'' diyorum içimden ama Allen'cığım öleli olmuş baya. Neyse ki ikinci günü de sigarayı bırakmadan atlattım ama içten içe etkilendiğimi de hissediyordum. Üçüncü güne geçmek için üç gün ara vermeyi uygun gördüm ve bahse konu üç günü çoktan biraz daha çok sigara içerek geçirdim.

    Bol sigara içmeli üç günün ardından kitaba döndüm dönmesine ama tabiri caizse de caiz değilse de ayaklarım geri geri gidiyordu. Bu geri gidişe rağmen sigarayı bırakmak adına kararlı duruşumu sürdürüp ölüme atılan bir kahraman gibi, cigerlerimi sigara dumanıyla doldurarak gerdim göğsümü. Bu geriş, girişme ve sunuşun ardından üçüncü günün sillelerini yemeye hazırdım artık. İyice sarsılan inancımı yıkmak için bir kaç darbeye daha ihtiyaç vardı fakat Allen Carr(Toprağı bol olsun) bu darbeyi vurmak için acele etmiyordu. Bu ise zihnimdeki büyük canavarın yani sigarayla ilgili olumlu düşüncelerimin sürekli sızlanmasına sebep oluyordu. Bu sızlanmaların sesi yükseldikçe doğru yolda olduğumu daha çok hissediyordum ama doğru yolda olmak istediğime olan inancım da sağlam değildi. Yine de kitabı okumaya devam ettim ve zor bela da olsa üçüncü günü bitirdim. Üçüncü gün bittiğinde, dördüncü günü bitirdiğimde sigarayı bırakacağımdan da artık emindim. 

    Peki dördüncü günü okumaya başlamak için kaç gün ara verdim dersiniz? Söyleyeyim; tam bir yıl ara verdim. Yani yola çıkarken bu kitap zaten benim sigarayı bırakmamı sağlayamaz diye düşünürken son güne geldiğimde sigarayı bırakacağımdan emin olduğum için korktum ve sigarayı bırakmaktansa kitabı bırakmayı seçtim. Cengiz'in Eyşan'a dediği gibi karanlık yolu seçtim ama hep karanlık yolu seçmek zorunda değiliz bunu anladım. Çünkü bahse konu olaydan tam bir yıl sonra aynı kitabı tekrar okudum ve bu sefer dördüncü gününü de bekletmeden okuyup bitirdim. Kitap bittiğinde ne zihnimdeki canavar yaşıyordu artık ne de vücüdumdaki. Hem nikotin canavarından hem de sigaranın fayda getirdiğiyle alakalı oluşan yanlış inançlarımdan kurtulmuştum.

    Bu yazıyı yazmamın sebebi ise Allen Carr'ın kitabının satışından alacağım komisyondur. Aşağıdaki linkten kitabın siparişini verebilirsiniz. Linki bulamazsanız da önemli değil. Sigarayı bırakın yeter. Şekeri de bıraksanız fena olmaz. Zira sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Vücudunuza iyi bakın ki yaşlandığınızda o da size iyi baksın. Sosyal mesajımı da verdiğime göre artık uzatmayayım. Sağlıklı günler dilerim. Esen kalın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Eren İlber

  Gelen geçti konan göçtü uçmağa vardı erenler Boş dimağa güller diken, gençliğe yardı erenler Yetişirken onu gördük aklı selim çok yol duyd...